10 Mart 2009 Salı



Düşünce... Hayaller, düşünmeden var olabilir mi? Düşünmeden hayal kurulabilir mi? Kendimizi bir kral, bir sanatçı, bir zanaatkâr, bir savaşçı, bir asker, bir baba ya da anne, bir eş, bir işadamı, büyük işler başarmış bir bilge, bir yazar ve benim burada yazamayacağım kadar sayısız sıfata sahip hayal ederken düşünmüyor muyuz? Bunları başarabilmek için planlar kurmuyor ve sıfatlara sahip olduğumuzda neler yapacağımızı hayal etmiyor muyuz? Bunları yaparken düşünmemiş, hayalperest mi oluyoruz?
Cevabınız evet ya da hayır olsun, fark etmez. Cevap verin sadece; neden?
Bir insan müziği ile fikirlerini, hayallerini, bilgisini neden aktaramasın? Geçim sıkıntısı diyebilir miyiz? Yapılan sanata değer verilmemesi çok büyük bir engel olsa gerek. Peki, bu hayalleri olan biri insanı engellemek için yeterli mi?
Ya da bunları yazıları ile aktarmaya çalışmak...
Sıradan bir insan neden tek başına dünyayı etkileyemesin?
Hayal kurmak neden hak ettiği saygıyı alamamıştır bugüne dek, anlamış değilim. Hayaller, gerçeklerden daha az gerçek değildir. Gerçekten de değildir… Bunun bilimsel saçmalıklardan ve bilimsel gerçeklerden bağımsız olarak söylüyorum, düşünce olarak hayali düşündünüz mü hiç? Anlamını, nedenini, insanın hayal etme amacını… Eğer Karanlık’ımızda saklamasak, değer versek ve onlar için adım atsak ne değişir diye düşünün bir! Hayatı bize nasıl yaşayacağımızı söyleyenlerden bağımsız, istediğimiz şekilde yaşasak nasıl olurdu?
Hayallerdir bize gerçeklere inat yürüme cesareti veren! Amaçlardır bir nevi hayaller, acı gerçeklerden başımızı kaldıran ve nefes aldıran…
Düşünsenize; bir insan doğuyor ağlayarak, etrafındakiler ise gülüyor. Bilirsiniz bu karşılaştırmayı. Peki neden? Neden gülüyorlar, mutluluklarının sebebi nedir? Bu acılarla dolu dünyaya, eğlenmesi için bir kurban daha verdikleri için mi? Ya da herkesin yaşamak zorunda olduğu “Doğ, büyü, öğren, okula git, mezun ol, iş bul, evlen, çocuk sahibi ol, çocuğunu büyüt, senin yolundan yürüyeceğinden emin ol, emekli ol ve öl” kurgusundan “Çocuk sahibi ol” maddesini başardıkları için mi yoksa?
Peki, bunlardan hangisi çocuk sahibi olma hevesinin sebebini açıklar?
Bu dünyada kendi başaramadıklarının o küçük ve dünyaya yeni gelmiş varlığın başaracağı hayali mi? Kendi bildiklerimizi aktarıp, onun da öğrenmesini ve onun da kendi çocuğuna aktaracağından emin olup; dünyayı değiştirme hayali mi?
Ah, ne yazık ki bugün zaten değişmiş ve bilginin değil geçimin, çocuk sahibi olmanın önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar sadece para kazanma, nesillerinin tükenmemesi ve sahtekârlıklarla kurulu bir düzeni engelleyenlerle savaşma amacı güdüyorlar… Lanet olası bir üçgen…
Gerçekler, her yeri işgal etmiş; hayaller, Karanlık’a sığınmış... Ve öyle bir düzen kurulmuş ve Karanlık’a o kadar acı, keder ve korku yüklenmiş ki; hayaller kuranlar kötü olmuş, bizi ruhumuzu terk etmeye zorlayan ve dışlayan gerçekler ise iyi…
Neden buna izin veriyoruz? Daha önce neden izin verildi hayallerin ve farklılıkların alınıp katledilmesine?
Neden sustuk? Neden ağladık? Ne için kandırdık kendimizi, ne ile aldattık? Oynamamız gereken rol gereği mutlu mu olmalıydık? Oynamasak dışlanacak ve yalnız mı kalacaktık? Hem de bunun için kendimizden utanırken, kan ağlarken?
Tanrı aşkına ne için bütün bu varlığımızı reddediş, bu roller? Neden saklıyoruz bize yaşamak ve dünyayı daha güzel kılmak için yürüme cesareti veren hayallerimizi?
Ben bir kılıç ustası olmak istiyorum; bir müzik grubu kurmak, yazı yazmak istiyorum. Hikâyeler ve romanlar yazmak, fantastik hem de!
Sadece uzaktan gördüğümde bile heyecan duyduğum bir insanın elini tutmak istiyorum. Onunla bir olmak, sevdiğimi söylemek ve sevdiğini duymak, beraber yürümek karar kıldığımız yolda, zamanın getirdiklerine birlikte göğüs germek, dünyanın yaptıklarımıza vereceği karşılığa birlikte karşılık vermek istiyorum.
Varlığının kesin kanıtları olmasa bile, sadece benim gördüklerim ve hissettiklerimden ibaret de olsa, yüksek benliğim ile konuşmak istiyorum. O tapınağa geri dönmek, geçmeye korktuğum o kapıdan geçmek istiyorum. O yüzünü görmediğim kırmızı cüppelinin yüzünü görmek istiyorum, güneşin güzelliğini izleyen…
Varoluşumun sebebini öğrenmek istiyorum, hazinenin neden saklandığını da...
Sırları bilmek, yokoluşta emin adımlarla yürüyen İnsanlık’a bir ayna tutmak istiyorum!
O insanlığın içindeki yüce ruhları bulmak, yücelmeye gücü olanlara ruhumun bütün bilgisini sunmak istiyorum!
Bu hayallerimi elimden alırsanız benden geriye tortudan başka ne kalır?
Bunlar hayal, lakin benim için hayal ile gerçek birbirinden çok da bağımsız değil. Biri olmadan diğeri olamaz, olursa bir yozlaşma ve bozukluk vardır…
Ayağa kalkacağımız gün hayallerimiz gerçek olmaya daha yakın olacak ve gerçeklerle hayaller birleşecek…
Ve yepyeni hayallerimiz olacak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder