10 Mart 2009 Salı

Hell Of İce...




İnsanlar çok garip... Birçok insan kendini saklar, gerçek benliğini. Sayısız ve anlamsız sebep yüzünden ama bunlara benim açımdan baktığınızda zayıflığı kabul ettiklerini görürsünüz. Yalnızlık korkusu, güvensizlik, anlam bulamamak, şunlar, bunlar...
İnsan kafayı yiyecek gibi olur ama hepsi zayıflıktır, bana göre. Ama ya güçlü rolü yapanlar? Hani yalnızlık korkusu için sevdiği ve sevmediği şeyleri belli etmeyen birçok insan gördüm lakin şimdi düşününce bunun tersini yapanları da gördüğümü ve aslında beni bu kadar kanatanların o insanlar olduğunu fark ettim…
Gerçekten de çok ilginç; insanların güçlü olmaya çalışması. Ha şikâyet ettiğin zaten kendi gücünü saklayanlar, ruhlarını reddeden ve hiç var olmadığını bile iddia edecek kadar ileri gidenler değil mi diye soracaksınız. Elbette onlar ama ya diğerleri?
Bir insan yaşadığı toplumu ölü olarak gördü, yaşayan ölüler! Ve dünyaya da mezarlık dedi, sembollerini o kadar iyi seçmişti ki hayran kalmıştım. Ölülerin amaçsızca ortalıklarda dolaşması, yaşadığını belli eden tek şeyin hareket ediyor olması… Lakin her insan gibi kusurlarla doluydu ama benim lanetlerimden biri olduğunu düşündüğüm insanların kusurlarıyla birlikte seviyor olmam, kusurlarını bu sefer görmezden gelmeme sebep oldu.
Dolaylı olarak o tiksindiğim oyunlardan birini oynadığını öğrendim. Kendi gücüne sahip ama sahip olmadığı bir güç üzerinde hak iddia etmek nasıl bir şeydir? Yalnızlık, unutmak, sürekli yeni şeylere açılarak eskinin acısından kaçmak, tecrübesini iyi yanlarını inkâr edip sadece kötü yanlarını hesapta tutmak... Üstelik bunu da benim gibi zaten acılarla süregelmiş ve lanet bir yerde potansiyellerle dolu basit bir insan olmuşken buldu...
Evet, bu benim bir nevi aşk hikâyem. Kısa ve hızlı, basit ama aslında bir o kadar da karışık... Ve ne tür semboller kullanabilirim anlatabilmek için, bilmiyorum...
Benim farkına vardığım şu; yazılarında gerçekten de çok derin bir dünya var. Güzel ve bunalım üzerine diye tabir edebiliriz kavramları kullanmak istersek ve yine de eksik kalır. Lakin hayatı bir o kadar bağımsız yazdıklarından. Hani benim yazdıklarımda büyük bir öfke var ama hayatımda gereğinden fazla sabırlıyım, zayıflık derecesinde. Kılıç kullanırken öfkeniz olmalı ama kontrolünüz şaşmamalı. Öfke büyük bir güçtür ama çok da tehlikelidir. Reddetmek çare değildir, zira kullanın diyorum ama onun sizi kullanmasını da önleyin; çünkü bir süre sonra o kontrolünü eline alır. Bu kılıç ustalarının öğretisidir; kılıcınızı ruhunuz yönlendirsin, ruhunuzu kılıcınız değil...
Yine de benden çok şey alıp götürdü. Değer verilmedi, onca yakınlığa rağmen... Ruhumu paylaşmış olmama rağmen... Gücünden şüphe etmedim ama çoğu insan gibi büyük bir zaaf gösterdi ve iğrenç bir oyun oynadı, bana göre... Tabi bunu iğrenç bir insanmışçasına söylemiyorum, en harika insanlar bile bir yerden sonra güçlerinin bittiğini görebilirler… Bir insandan hoşlanılmayabilir, onun düşündüğü gibi düşünmek zorunda değilsinizdir ve ötesinde kabul etmek zorunda da değilsiniz. Bundan daha doğal bir şey olamaz ama bu düşüncenizi ona söylemeden doğrudan kesip atmak nasıl bir zihniyetin ürünü olabilir? Belki acımdan dolayı böyle söylüyor olabilirim, doğrudur ama şunu düşünsenize; bir insanı seviyorsunuz, yakınlık kurmaya çalışıyorsunuz sınırı aşmadan ama o bir başkasından hoşlanıyor ve sizi kırmamak için bunu size söylemeden sizinle muhatabını kesiyor. Hem de siz defalarca özel olarak konuşmak istemiş olmanıza rağmen. Sizin yazdıklarınıza ve yaşadıklarınıza değer vermiyor, sizin verdiğiniz değer kadar... Okumaya bile tenezzül bile ettiğinden şüphe duyuyorsanız hem de... Ne düşünürdünüz? Üstelik onun için gözyaşı dökmüşken...
Ben bir insanı gerçekten sevmeden, değer vermeden asla yakınlaşamam. Belki alınabilirsiniz ama sırf eğlence ya da yalnız kalmamak adına değer vermediğim bir insanla yakınlaşamam çoğu lanetlenmişin yaptığı gibi... Her sevdiğim ve adım attığım insanın benim önemli bir yeri vardır ruhumda ve kalbimde. Zira bundan dolayıdır kanayan yaram... Ve ben uzun zamandır hissetmediğim bir duyguyu hissettim. Kanayan yaram uzun zamandır ilk defa huzur bulmuştu ve biraz kabuk da bağlamış olsa kanamaya devam edişi hiç bu kadar huzurlu olmamıştı.
Ama şimdi tekrar bir hançerin yakıcı soğuğunu ısıtıyor kalbimden akan kan... Lakin biraz zevzekçe ama buna alışmış gibiyim, delirmeye başladım belki de... İlginç değil mi? Bunun için intihar edenler var ve ben onların çektiği ile aynı tür bir acı çekiyorum ama hala devam ediyorum. Büyük bir kahraman gibi hissederdim kendimi önceden... Acıya ve öfkeye rağmen devam etmekten çekinmemiş ve tekrar tekrar riske atılmış olarak büyük bir kahraman gibi görürdüm kendimi. Şimdi ise sanki bu artık sıradan bir şeymiş gibi...
Ve umursamıyorum da sanki... İlk anın acısı büyüktü ama şimdi dinince bitti bütün hikâye. Hala öfkeliyim, acı doluyum ama yine de zevzekçe, belki de gerzekçe gülebiliyorum. Neden? Nasıl bir saçmalıktır bu? Bu acının beni yıkması gerekirdi, eskisi ile aynı hatta biraz daha derinde ve ben umursamadan geçebiliyorum. Birçok şeyi yıkabilirim bununla; saçma insanlarla muhabbetimi, alakasız insanlarla iplerimi kesebilirdim ama umursamıyorum... Dünyanın ahengini bozan danslarının içine girip onlarla alay etmek şimdi bana zevk veriyor! Onlara inat ortalarında ahengi arıyorum ve bunu anlamayanları görünce farklı bir duygu hissediyorum... Sanki çağırıyor gibiyim. Bunca pisliklerle uğraşmama rağmen, çoğunun aksine farklı bir şarkıya eşlik ediyor olmama rağmen kendi şarkımı da haykırıyor olmak... Heyecan verici!
Bana yaptıkları için onu, onunla tanıştığım gün olan doğum gününü ve ona karşı ilk heyecan duyduğum anı lanetliyorum ve yoluma devam ediyorum... Lanetim asla ama asla huzuru bulamaması, ta ki benim çektiklerimi anlayıp insanları kırmamanın ne anlama geldiğini iyice anlayana dek... O zamana kadar dans edeceğim ve o da dansa katıldığında, en derindeki şarkıyı duyduğunda ona gülümseyeceğim ve dansa devam edeceğim... İlahi ahengin dansına...
Yoğun bir öfke içinde de olsam, tiksinti duyuyor da olsam, kararlarının zayıflığına acıyor da olsam ruhunu reddedemem... Potansiyeli bilgisine dayanan ve ne yazık ki bunu reklâmdan öteye çevirmeyen, çevirmeyenlerle daha yakın olan bir insan da olsa bir şeyler umut etmeye devam etmek zorundayım... Zevzekçe ama en güzel şekilde tabir etmek gerekirse, gerzekçe...
Neden peki? Neden bir nevi düzgün anlatamadığım ama derinliğini çok ama çok olan bu olaya rağmen böyleyim? Ne diye herhangi güzel bir kıza sarkıp günümü gün etmiyorum, edemiyorum? Neden bana tiksinti veriyor?
Ah, kabul ediyorum bir keresinde ben de bunu yaptım, yaptığıma da binlerce lanet okudum. İnsan içinde hiçbir duygu hissetmiyorken karşısındakine, nasıl öpebilir onu? Nasıl sarılabilir? Nasıl hem kendini hem de onu mutlu olduğuna inandırarak aldatabilir? Kendimden tiksinmiştim, hem de nasıl bir tiksinti olduğunu hayal bile edemezsiniz…
Ne kadar iğrenç… Bir de bunu anlamayanlar vardı, hem de burnumun dibinde olan insanlar! Bana ayrıldığım için üzgün olduklarını söylediler. Hâlbuki bu tiksintimden haberleri vardı. “Bak işte bulmuşsun kızı, götüreceğini götür daha ne istiyorsun?” gibisinden cümleler… Yanlış anlamayın ama bu sözü ve benzerini söyleyebilecek bir insan türüne ben ne diyebilirim bilmiyorum… Bir insan içindeki düşünceyi ve ruhunu açıkça ve gurur duyarak gösterebilmeli ve ben bunu yaptığımda sadece güldüler bana! Sadece güldüler! “Aga sen manyak mısın? Bulmuşsun işte!”… Benim ne çektiğimden haberleri yoktu. Şimdi sevdiğim kız bir başkası ile çıkıyor ve bana tavsiye ettikleri yeni insanlara bakmam, başka olaylara atlamam… Atlayacağım ve yeni insanlarla tanışacağım evet, zaten istesem de istemesem de olacak olan bu ama bunu anlamadıkları için asla ama asla gerçek dostum olamayacaklar… İlahi Ahenk’in Dansı’nı istedikleri kadar bozsunlar ve gerekirse ben bu dansı cehennemde yapayım…
Tek başıma ya da gerçekten de ruhu güçlü olanlarla… Yakararak, baş eğerek ve inatla tutunarak…
Bunu kaç insan anlar bilmiyorum ama benim içimde olan bu duyguyu asla ama asla anlayamayacaklar, o benim sevgime gereken değeri vermemiş ortam piçleri… Üstelik keşke bunu yapan sadece o piçler olmasaydı… Genel olarak insanlar da böyle. Elbet o acıyı unutacağım, mazide kalacak ama kendimi kandırarak yapmamalıyız bunu! O insan bizim sevgimize değmiyor olsa bile bizim sahip olduğumuz sevginin bir kıymeti yok mu? Hissedilen duygular değmiş ya da değmemiş önemli değil, insanın en büyük hazinesinin sevgi olduğu söyleyen insanların aynı zamanda unut demesi ilginç değil mi? İnsan buna değmese bile bizim ruhumuzdaki gücümüz buna değmez mi? Haksız yere sevginin anlamını kirletmek… Hatta kendimizi kandırarak, sevgi kelimesini hiçe sayarak ortam piçi olmak… Gerçekten de ilginç, lakin bir o kadar da iğrenç ve değersiz… Anlamsız…
Dilerim insanlar içindeki gücü açığa çıkartmaktan korkmazlar; sevgiyi, öfkeyi, acıyı, direnişi, isyanı, huzuru, bilgiyi…
Yoksa bu hayat gerçekten çekilmesi zor bir hale gelir, olabildiğince anlamlı kılmaya çalışmak varken…




1 yorum:

  1. on kişiden dokuzu aynı şeyi yapıyor biri yapmıyorsa aynı orantıda çoğunluğun değil o tek kişininde doğruluk payı vardır..ancak o bir kişi olanlara alışırsa boşvermişliğe kapılırsa,
    Neden peki? Neden bir nevi düzgün anlatamadığım ama derinliğini çok ama çok olan bu olaya rağmen böyleyim? Ne diye herhangi güzel bir kıza sarkıp günümü gün etmiyorum, edemiyorum;derse...herkezle aynı olacaktır..
    kendi acizliğinde skışıp kalmış insanlar anlyamazlar kimseyi tıpkı seni senden başkasının anlayamadığı gibi..
    gerçeğe ulaşmak için çektiğine inanıyorum bu acıları..ya gerçeğin sana ulaşmasını bekleyecek sanclı bir dönemden geçceksin yada gerçeğini sen bulacaksın..ama gerçeği bulma yolunda yarana saplanan hançerlere aldırmamalısın nasılsa gerçeklikte onları unutacaksın..düştüğü yerden tiskindiği insanlara ihtiyacı olmadan kalkan sen;yine birini unutmak için kimseye ihtiyacın olmayacak kadar güçlüsün...çekilmesi zor hale gelecek olan bu hayatı bölece sen anlamlı kılacaksın..en azından kendi hayatını,kendi gerçekliğini...

    YanıtlaSil